Blog

A Bard’s Tale VI, “Alor’Nadien ne”

 

 

Alor’Nadien ne

 

Babası High Woods ormanındaki başka ırklardan saklı high elf şehri, Bari Na-ammen Ri’si high elf wizard Grandaleren Feymist’dir.

 

 

 

Bari Na-ammen

Ri; high elflerde kral veya
hükümdarlara verilen
unvan.

 

 

Grandaleren, 6849 B.Y.S’de yükselen Themalsar’a karşı oluşturulan İttifak’da high elfleri temsil etmiş ve 6850-6854 yılları arasında gerçekleşen Themalsar Savaşında bulunmuştur. Bu savaşta Grandaleren pek çok arkadaşını ve çok sevdiği kız kardeşini kaybeder. Savaştan döndüğünde, Grandaleren’nin babası üzüntüden tahtını ona bırakır ve elflerin mitik yolculuğu olan ‘Gri Topraklar’a gitmek için High Woods’dan ayrılır.

Annesi ise fevkalade alımlı ve güzelliği ile nam yapmış meşhur sorceress Nadine Graciousward’ın ta kendisidir. Grandaleren zarafeti ve güzelliği ile nam yapmış bu kadını şehrine davet eder ve aradan çok zaman geçmeden, birçok elf lordu ve konsül üyelerinin kısa ömürlü bir insanla birleşmesi hususundaki itirazlarına rağmen bu alımlı ve güzel kadınla evlenir.

Grandaleren ve Nadine’nin mutlu beraberliklerinin meyvesi olarak 7579 Ocağında, ‘Nadine’nin Cazibesi’ anlamına gelen Alor’Nadien ne ismini verdikleri bir kız çocukları olur.

 

 

✱ ✱ ✱

 

Babası, pek sevdiği kızının kendisi gibi bir wizard olmasını isterken annesi ise bir sorceress olmasını çok istemektedir. Bu sebepten dolayı kızlarına birçok tanınmış hocadan oldukça yoğun büyü eğitimi almasını sağlarlar. Büyü dışında askeri taktik, silah, ok ve yay kullanımı, atletizm, yönetim, ekonomi, görgü kuralları, din, tarih, edebiyat, dans, sanat ve müzik alanlarında da çok kapsamlı iyi bir eğitim verilir.

Ne var ki Lorna Feymist’in her zaman elf silahlarına karşı ayrı bir ilgisi olmuştur. Özellikle de elf yapımı mızrak, kargı ve teber gibi uzun silahlara karşı.. Büyü yapmasını ve büyü teoremlerini oldukça iyi bilsede büyü onun çok da ilgisini çekmez. En sonunda anne ve babasının baskıları geri teper ve Lorna, babasının tiksinti ve şüphe, annesinin ise korkuyla baktığı bir warlock olmayı tercih eder.

Yaptığı bu tercih yetmiyormuş gibi, büyüyü temelde sadece silah kullanımıyla sınırlayan bir Hexblade warlock olarak yaranın üstüne tuz basar..

Kızın bu tercihi babası tarafından pek de sükunet ve anlayışla karşılanmaz ve kızına gizemli Shadowfel’in Hex Lord’ları ile yaptığı anlaşmayı bozması için baskı yapar.

Lorna sessiz, sakin, çekingen ve oldukça içine kapanık, yumuşak huylu, sevecen ve güler yüzlü biridir. Ancak baskı altında kendisini ezdirmeyecek kadar da inadı olan bir kızdır. İşin babasıyla olası bir çatışmaya gitmesi ihtimalinin gerçekleşmemesi için sessizce bir gece saraydan ve High Woods’dan ayrılır.

 

Uzun bir süre, High Woods’dan olabildiğince uzaklaşmak için önce kuzeye, sonra da doğuya, barış ve huzur içinde yaşamak isteyen herkesi kabul etmesiyle nam yapmış Serenity Home kasabasına doğru ilerler. Ancak yolda beklenmedik bazı yaratıklarla karşılaşır ve onları takibe aldığında farkında olmadan Rituel Forest’ı boydan boya kateder ve babasının ‘İttifak’ ordularıyla beraber, neredeyse 830 yıl önce Themalsar savaşında yerle bir ettikleri tapınağın harabelerinde bulur kendisini.

Temkinle tapınağın gizli alt bölümlerine indiğinde, sanıldığı gibi harabelerin ıssız olmadığını fark eder. Tam olarak organize olmasa da, harabelerin altındaki zindanlarda yaşayan bir çok yaratıkla karşılaşır ve üçer, beşer karşısına çıkanları alt eder.

Zindanların derinliklerine ilerlerlediği dördüncü gün daha önce geçtiği odalardan birinden bazı sesler duyar ve incelemek için geri geldiğinde, her halinden ‘ben acayip yakışıklıyım’ diye bas bas bağıran, biraz fazla güzel ve gösterişli bir yarı elfle karşılaşır.

 

 

Yarı elfin yanında ise tam olarak ne olduğunu kestiremediği kuzgun kanatlı, altın-kumral saçlı, koyu renkli iki boynuza rağmen uhrevi güzelliğe sahip bir de kız durmaktadır.

 

 

..ve daha neyin ne olduğunu anlamadan bulundukları odanın kapısı büyük bir gürültüyle içe doğru parçalanır ve havaya saçılan kapıdan Lorna’nın hayatında gördüğü en büyük kaplan vahşi bir kükreyişle, hiçbir tereddüt göstermeksizin yakışıklı yarı elfe dalar.

 

 

Lorna bütün sükunetini kaybeder çünkü hayatında hiç bu kadar korktuğunu hatırlayamaz. Kaplan ‘en az beş yüz kilo olmalı!’, diye düşünür dehşet içerisinde. Dahası kaplan yalnız gelmemiş, arkadaşlarını da getirmiştir..

Lorna eliyle havada çizdiği mistik bir hareketle simsiyah bir duman çağırır ve dumanın içinden upuzun hex mızrağını çeker ve kaplan ile odaya dalanlardan en öndekine hücum eder..

Lorna hayatının herhangi bir anında gözünün dönüpte bir şeylere saldırdığını hatırlamaz çünkü böyle bir an gerçekte hiç olmamıştır. Kendisini bildi bileli sakin, güler yüzlü, yumuşak huylu, sosyal çatışmalardan bile kaçınan bir hanımefendi olmuştur, dolayısıyla bulunduğu zindanda da karşılaştığı yaratıklara gereksiz savaş çığlıkları atmamış, onlarla her zamanki sessiz, sakin ve olağan soğuk kanlı edasıyla dövüşmüştür. Dolayısıyla önündeki devasa adamın gerçekte genç bir delikanlı olduğunu fark edemeyişini -daha sonraları- hayretle karşılar.

Adam elindeki devasa iki elli baltayı kaldırır ve ona doğru savurur..

Lorna, hücum ederek çok ciddi bir stratejik hata yaptığını, adamın kendisine ondan önce vuracağını ve o baltanın ölümcül arkı karşısında yapabileceği hiçbir şey olmadığını fark ettiğinde iş işten geçmiştir.

Kalbi son birkaç defalığına küt küt atan Lorna, gözlerini kapatır ve ölümü bütün asaletiyle beklerken aklından sadece bir düşünce geçer; ‘Anne. Baba. Özür dilerim…”

“LANET OLSUN BU NE YAA!”

..diye biri gürler ve beklediği ölümcül darbe bir türlü gelmez.

Neden sonra Lorna gözlerini açar ve önünde duran delikanlının kendisine alık alık baktığını görür. Koca balta, sanki hiddetle bir kenara savrulmuş gibi sapı kırılmış öylesine yerde durmaktadır.

Lorna o anı ve onu takip eden dakikalarda ne olduğunu hiçbir zaman tam olarak hatırlayamaz. Kalbi hala deli gibi atmaktadır. Koca kaplanın kükremelerine karışmış yarı elfin acı dolu feryatlarını ve birisinin “INSHALA, DUR!”, diye bağırdığını duyar. Birileri habire etrafta koştururken kin dolu vahşi bir sesin “SENİN CİĞERLERİNİ YİYECEĞİM!”, diye hıçkırıklara karışmış hırlamalı çığlıklarını hayal meyal duyduğunu sanır ve kulağının hemen yanından bir okun vınlayarak geçtiğini hisseder ve bir başkasının “Neden bana bu oku attın ki şimdi?”, diye küskün bir ifadeyle söylenmeleri gelir kulağına ama Lorna, ruhunu teslim etmiş biri gibi sadece olduğu yerde çakılıp kalmış, önünde kıpkırmızı bir suratla duran izbandut gibi çocuğa bakmaktadır.

Alor’Nadien ne hayatının hiçbir anında, öldürmeye karar vermiş bir silahın durduğunu ne görmüş, ne de böyle bir şeyin gerçekleştiğini duymuştur.. Ve her nedense bu kocaman çocuk, onun boynuna ‘gık’ kala bunu başarmıştır.

Önünde duran koca adam, sanki bir büyünün etkisindeymiş gibi Lorna’ya sırıtır. Sanki etrafında dehşet bir savaş olmuyormuş da, bir çay bahçesinde karşılaşmışlar gibi ona doğru eğilir.

 

 

“Umm.. Merhaba. Ben Udoorin!”

 

✱ ✱ ✱

 

Lorna sakin bir karaktere sahiptir. İyi niyetli, başkalarını küçük ve ya hor görmeyen, onlar hakkında kötü şeyler düşünmekle vakit harcamayan, çoğu zaman babası gibi ciddi olmakla beraber onun aksine gülümsemesini esirgemeyen, sevgi zengini bir kızdır. Genelde sessiz, içine kapanık ve oldukça utangaç, sevdiklerine karşı sadakat duyguları güçlü, annesi gibi olağanüstü denebilecek doğal bir zarafete sahip birisidir.

Lorna taşkınlığı, dramı ve gereksiz ilgiyi, özellikle de ilgi odağı olmayı hiç sevmez. Kendince zorunlu sebeplerden dolayı ayrıldığı ailesine leke bulaştırabilecek herhangi bir davranışta bulunmaz. Bütün iyi huylarına rağmen, nadiren ortaya çıkabilecek gizli bir inadı da vardır. Arada bir beklenmedik sebeplerden dolayı duygulanıp içine kapanır. Yetiştirilme tarzı ve sosyal konumu itibariyle arada bir kendisini şımartmayı da sever. Bu yüzden devamlı, saçından omuzlarına, oradan da sırtına akan ince, elf yapımı altın zincirler ve değerli taşlardan oluşan zarif takılar kullanır.

 

 

Yumuşak, ara renklerden oluşan soyut resimlerden, ambiyans müziğinden, dans etmekten ve hafif romantik macera kitaplarından çok hoşlanır. Politikadan hiç haz etmese de, gerekliliğinin açık bir şekilde farkındadır ve dünya politikalarını çok iyi kavrayabilen bir zekası vardır.

Alor’Nadien ne Feymist, davranışları, duruşu ve yaydığı güvenle genç yaşına rağmen tam anlamıyla asil bir hanımefendidir.

 

 

 

 


Hikayenin devamı için bakınız,
A Bard’s Tale VI, “Alor’Nadien ne”

 

A Bard’s Tale II, “Bremorel”

 

Timeline: Bu hikaye “Hiç Biri” ile yaklaşık aynı zamanda gerçekleşir.

 

Yeni NPC’ler:

  • Thokan Silversong: Serenity Home kasabası müzisyeni (human, yaş 56, bard)
  • D.D. Dexter “Raptor” Summersong: Thakon Silversong’un öğrencisi (half elf, yaş 28, bard)
  • Thomas Dimwood: Serenity Home kasabası tapınağının en kıdemli bakıcısı (human, yaş 21, cleric)
  • Moorat Maelstrom: Serenity Home kasabasının iki Master Ranger’larından biri ve Bremorel’in efendisi. (human, yaş 56, ranger)
  • Davien Hart: Serenity Home kasabasının iki Master Ranger’larından diğeri ve Laila’nın efendisi. (half elf, yaş 64, ranger)
  • Arthandos Yuleman: Serenity Home kasabası belediye başkanı (human, yaş 62)
  • Standorin Shieldheart: Serenity Home şerifi, Udoorin’in babası (human, yaş 56, fighter)
  • Demos Lightshand: Serenity Home tapınak bekçisi (human, yaş 102, cleric)

 

 

Şölende Laila ile dans edebilmek için onu kuzeninden ayırması gerektiğini anlayan kişi, kasaba müzisyeni Thokan Silversong‘un umut veren öğrencisi D.D. Dexter “Raptor” Summersong isimli genç bard’dır.

Bu fikrin uygulanması için önce Bremorel’in, Laila’dan uzaklaştırılması gerekmektedir ve D.D. Dexterbunun için arkadaşı Thomas Dimwood’dan yardım ister. Dimwood fazla itiraz edemez ve bombanın üstüne atlayarak kendisini feda eder; Bremorel’e korku içerisinde yaklaşır ve onu dansa kaldırır.

D.D. Dexter Summersong, iyi giyimli, yakışıklı, düzgün diksiyonlu, harika, dolgun bir sese sahip karizmatik bir gençtir.

Onun arkadaşı Thomas Dimwood ise, Serenity Home’un kuzeyindeki engin ormanların Dimwood bölgesindendir. Ailesi seyahat esnasında yağmacı orc baskıncılarına kurban gider ve hem yetim, hem de öksüz kalmış ve kasaba tapınağına bağlı yetimhanede büyümüştür.

Gerçekte Bremorel’in geçmişi de Thomas’dan çok da farklı değildir. Bremorel’in ailesi de aynı orc çapulcuları tarafından Thomas’ın ailesinden sadece bir hafta arayla öldürülmüştür. Thomas’dan farklı olarak Bremorel, tapınağa veya yetimhaneye sadece çok soğuk havalarda uğramıştır. Vaktinin çoğunu ya kuzeni Laila ile ormanda, ya Laila’nın evinde ya da sadece ormanda, kuzeni ile yaptığı ağaç evinde takılarak geçirmeyi tercih etmiştir.

On iki yaşında, birini hastanelik edecek şekilde üç çocuğu fena halde dövdükten sonra, şerif olaya el koymuş ve Bremorel bir hafta nezarette kalmış ve bu şekilde Serenity Home kasabası tarihinde nezarete atılan ilk çocuk olma ünvanını kazanmıştır.

O güne kadar, haftada ortalama üç kavgaya karışan genç kız en sonunda, geçmiş günahlarına kefaret olarak Hunt Master Moorat Maelstrom’un yanına verilir.

İki yıl önce ise LailaHunt Master Davien Hart’ın yanına verilmiştir.

Thomas Dimwood, genç yaşında yetimhaneye keyfince gelip giden bu kızdan çok etkilenmiş ama ondan çok da korkmaktadır. Onun dikkatini nasıl çekerim diye düşünürken aklına Bremorel’in kuzeni gelir ve ondan kendisine bu konuda yardımcı olmasını istemek için gittiğinde, kötü bir şanssızlık eseri o anda genç Udoorin, Laila’ya yeni duyduğu ve ne anlama geldiğini bilmediği bir laf etmiş ve onun faturasını ödemektedir. İki kız arasında yediği yumruk, tekme, tırmık ve ısırıklar karşısında yerde kıvranan Udoorin’den hıncını alamayan Bremorel, arkadaşına yardıma geldiğini sandığı Thomas’a dalar. Thomas, sessiz, sakin ve efendi bir çocuktur ve o güne kadar hiç kavga etmemiştir. Bremorel’in ilk yumruğu onu duvara çarpar, ikinci yumruğunu ise hatırlamaz bile. İki gün sonra hastanede uyanır!

 

 

Bu olaydan sonra, zincirleme birkaç şey gerçekleşir:

  1. Udoorin bir daha asla Laila’ya bulaşmaz.
  2. Udoorin bir daha asla anlamını bilmediği küfürleri kullanmaz.
  3. Udoorin bir daha asla küfür kullanmaz.
  4. Udoorin kızların, erkeklerde olduğu gibi adil dövüşmediklerini öğrenir.
  5. Udoorin eve döndüğünde babasından hayatındaki ilk ve tek dayağı yer ve ertesi gün, yüzünde koca bir el iziyle Laila’nın evine gelir ve onun babasından da, Laila’dan da özür diler.
  6. Udoorin başta Bremorel’den uzak dursada, Laila ile arkadaş olur ve zamanla Bremorel ile aralarındaki buz da çözülür ve onunla da arkadaş olur.
  7. Bremorel, Serenity Home tarihinde nezarete atılan ilk çocuk olur.
  8. Bremorel bundan kısa bir süre sonra Hunt Master Moorat Maelstrom’un yanına verilir.
  9. O günden sonra Thomas, Bremorel’i bir daha görme fırsatı elde edemez.

 

Aradan yıllar geçer ve şölen gecesi D.D. Dexter kuzenleri ayırma planını yaparken gerçekte Thomas Dimwood, Bremorel’i dansa kaldırmaya gönüllü olur!

 

 

 

 


Hikayenin devamı için bakınız,
A Bard’s Tale II, “Bremorel”

 

A Bard’s Tale V, “Pazarlık”

 

 

Merisoul ‘Soul’ Xyrotwu

 

Karanlıkta güç ararken aydınlığı bulduğu gün, Xyrotwu için her şey değişiverdi.

Merisoul “Soul” Xyrotwu, ölü Themalsar Tapınağı harabelerine güç, belki de yanında birkaç tanede kötü minyon bulmayı amaçlıyordu.

Harabelere bir necromantress olarak, unutulmuş hazineler peşinde ve daha büyük güce kısa yoldan varmayı umarak gelmişti.

Daha büyük bir güce ulaşmayı başardı, sadece bulduğu şey, beklediği ve istediği güç değildi; ardarda savaştığı yaratıklardan düşen birkaç değerli taş ve mücevherler arasında, Merisoul eski, zedelenmiş bir de madalyon bulur. Madalyonun içinde canlı bir şey olduğunu keşfedince bir anda çok mutlu olur.

Serbest bırakılması karşılığında güç elde etmeyi umarak madalyonu açar ve içinden bir iblis çıkmasını beklerken tam aksine, madalyondan kutsal bir gök varlığı çıkınca Merisoul’un umutlarını bir anda tam bir felakete dönüşür.

Yüzyıllar boyu lanet bir madalyonda hapsedilmiş olan gök varlığın hiddeti sınır tanımaz. Salıverildiğinde karşısında küçük iblisi bulunca doğal tepkisini gösterir ve iblise saldırır.

Akabinde gerçekleşen kısa ve haşin bir savaştan sonra, gök varlık yerde yatan iblise, onu öldürmeden önce ‘son bir dileğin var mı?’, diye sorar.

Bedeni kırılmış ve ölmek üzere olan iblis sadece bir dilekte bulunur;

“Pazarlık!”

Bu karşılaşma ve bunu takip eden pazarlık, bir anda Merisoul’un hayatını değiştirir.

Gök varlık, küçük dişi iblisi, kendi şerrinden “temizler” ve ondan güce olan açlığını çekip alır ve onu necromancy’den, oldukça muallak bir takas olan, kendisine bağlı bir gök warlock’u haline getirir.

Kızın umarsız, başına buyruk (kaotik) doğasını değiştiremez ama en azından onun şer yanını göreceli bir şekilde siler ve “Eh, buna da şükür!”, der ve gider.

Merisoul artık yeni mesleği ve maneviyatı ile etrafına muallak iyilik anlayışını, kara kanatları ve boynuzları ile dağıtma işinde kalakalmıştır.

Dönüşümü üzerinden çok zaman geçmemiştir, dolayısıyla aklı çok karışık durumdadır. “İyi kişi” rolü nedir sorusuna ancak yüzeysel anlamda cevap verebilen birisidir ve birikmiş bir çok eski kötü alışkanlıkları mevcuttur.

 

 

 

 


Hikayenin devamı için bakınız,
A Bard’s Tale V, “Pazarlık”

 

“Hiçbiri..”

 

Timeline: Serenity Home, Themalsar şerrinin nihai olarak gömülmüş olmasını büyük sevinçle karşılar. Haber anında tüm kasaba ve çevresine yayılır ve bu mutlu haberi kutlamak için kasabada büyük bir şölen düzenlenir.


Bu hikaye “Elveda, Şimdilik” den birkaç saat sonra yer alan şölende göze çarpan ve gözden tamamen uzak kalmış bazı olayları anlatır.
Hikaye, “A Bards Tale I, Bremorel”  ile eş zamanlı yaşanır.

 

Köy meydanı, altın, eflatun, yeşil, kırmızı ve çivit mavisi rengarenk kağıt fenerler, büyülü sokak lambaları ve Efendi Tinkerdome ve yiğeni Gnine’ın havai fişek gösterisiyle aydınlanmaktadır. Kısa çubuğu çekmiş birkaç şanssız muhafız dışında şehirleşme yolunda emin adımlarla ilerleyen Serenity Home halkı, yüz yıllardır tepelerinde uğursuz karabulut gibi duran Themalsar melanetinden artık kurtulmuş olmanın verdiği rahatlık ve mutlulukla bu meydanda toplanmaktadır.

Aileler ve kızlı erkekli gruplar, kurulmuş koca masalarda yerlerini alırken, çocuklar küçük, mutlu çığlıklarıyla etrafta koştururlar.

Güneş batmaya yakın çalgıcılar, saatlerce sürecek marifetlerini sergilemeye başlar ve insanlar, dwarflar, gnomelar ve haberi duyupta gelen orman elfleri oturdukları masalarda, biraz sonra servis edilmeye başlayacak yemekleri sabırsızlıkla beklemeye başlarlar.

Serenity Home belediye başkanı meydana yaklaşır ve Themalsar kahramanlarını takdim eden kısa bir konuşma yapar ve herkesi bu mutlu haberin parçası olmaya davet eder. Bir anda masalar bir çok farklı lezzetlerle dolup taşar ve halk yemeye koyulur.

 

✱ ✱ ✱

 

Aradan saatler geçmiştir. Şölen bütün heyecanıyla devam ederken, aileler mutlu bir şekilde bir arada konuşup eğlenir. Genç çapkınlar da fırsattan istifade gözlerine kestirdikleri kızları tavlayıp dansa kaldırır.

Dans edenler arasında Laila ve ona eşlik eden, iyi kesim kıyafetleriyle göze çarpan yakışıklı bir yarı elf vardır. Onların hemen ilerisinde ise gözünde korku, hayret ve hayranlık dolu, mütevazi bir ceket ve pantolon giymiş bir genç de Bremorel’le görülmektedir.

Laila ile partneri, elflere özgü bir zerafetle salınırken, Bremorel ise çılgınca bir enerjiyle önündeki mütevazi gence korkulu anlar yaşatmaktadır..

Hemen yakınlarındaki bir masaya kurulmuş oturan Lady Magella, yerine geçmesi en muhtemel tapınak sorumlusunun, Bremorel tarafından yerle bir edişini seyretmektedir. “Cesur çocukları severim”, diye oturduğu yerden mutlu bir şekilde söylendiği duyulur. ‘En azından geri geldiğinde kırık ve çıkıklar dışında hiçbir pişmanlığı olmayacak’, diye geçirir içinden, zira Bremorel, Lady Moira da dahil, bugüne kadar gördüğü en güçlü, en heyecanlı – ve en inatçı – kızlardan biridir ve küçükken köydeki yaşıtlarının çoğunu yumruklarıyla olmasa, enerji dolu cazibesiyle dize getirmiştir.

‘Acaba sevgili Bree küçükken o çocuğu da dövdüğünü hatırlıyor mudur?’, diye şen bir şekilde mırıldanır.

Uzun süre mutlu bir şekilde Lorna ile dans etmiş olan Udoorin, yüzünde belirgin bir sırıtış ve daha da belirgin bir rahatlama ile kızın yanında oturmaktadır. Önündeki yığılı tabaktaki yemeklerden nedense herkesten daha çok zevk almaktadır. Lorna ise, yüzü biraz kızarmış, etrafına ışık saçan bir gülümsemeyle hemen karşısında oturan şerifin anlattığı, bol esprili bir hikayeyi dinlemektedir.

Serenity Home halkının mutluluğunu paylaşamayan sadece iki kişi vardır. Biri misafir evinde, şölene yukardan bakan, tek mumla aydınlanmış loş bir pencereden aşağıdaki mutlu sahneyi merak, korku, utanç ve gıpta ile seyreden bir çift göz, diğeri ise kalabalıktan biraz uzakta, kendisi gibi karanlık bir köşede durmuş, arkasında saklandığı pencereden aşağıda olup bitenleri yavru baykuşun masum bakışlarını andıran gözlerin sahibini seyreden adamdır.

Aager uzun bir süre o gözleri seyreder. Hayatının hiçbir anında kendisine gösterilmeyen üç şeyi, kendisi bir başkası için hisseder; acıma, şefkat ve.. …

Aager gerisini getirme ihtiyacı duymaz. İçindeki pragmatik ses de mutlak yenilgiyi kabul etmiş ve o da gereksiz sebepler ve bahanelerle uğraşmaz. Karar verilmiştir. Önünde sadece iki seçenek vardır; ya eyleme geçmek.. ya da hiçbir şey yapmayıp hayatının en büyük pişmanlığı ile yaşamayı kabul etmek.

Bu düşünce Aager’in bir anda başka bir gerçeğin daha farkına varmasına sebep olur. Bu kız her nasılsa onun için birçok şey oluvermiştir ama en önemli şey ise en son fark edeceği şey olacaktır. Sayısız korkuları dolayısıyla vahşileşmiş bu kız, geçmişi cesetlerle dolu birisi için günahlarından arınma vesilesi ve ruhunu kurtarabilmesi için belki de tek ve son fırsat olacağına dair mutlak inançtır.

Aager, çocukluğundan itibaren hayatında korktuğu bir çok an yaşamış, bir çok olaya da şahit olmuştur. Ancak bunlardan hiçbiri onda bu fırsatı kaçırma olasılığı karşısında hissettiği gibi bir panik yaşatmamıştır.

Aager Fogstep, etrafa yaydığı karanlığı bir pelerin gibi bürünür ve kendisine sunulan seçenekler arasından sonuçları en belirsiz olanı seçer.

En yakın masadaki bir tepsi, bir anda kaybolur. Ardından bir çatal, bir tabağın içine doldurulmuş ikişer tane peynirli, patatesli ve ıspanaklı poğaça, birkaç sıcak tarçınlı çörek ve zeytinli açma, gözüne kestirdiği elma ve armutlardan birkaçı, bir maşrapa dolusu elma şırası ve hoşuna gideceğini düşündüğü üstü enfes kremayla kaplı çilek kâselerinden biri de bir anda ortadan kaybolur ve Aager’in elinde belirir.

Aager, Thelamsar ile savaşırken kullandığı marifetlerini yine değerlendirmiştir.

Elinde taşıdığı bir tepsi dolusu nefis yiyecekle misafir evine doğru yürümeye başladığında o savaş ile şimdi arasında pek de bir fark olmadığını içinden kendisine gülerek itiraf eder.

O zaman da kararını bir kere verdikten sonra işi sonuna kadar götürmüştü.. Tıpkı o zaman da bir exit stratejisi olmadığı gibi, şimdi de aklında bir tane oluşturmaz.

Aager iki katlı misafir evinin kapısından içeri girer, seri adımlarla merdivenleri çıkar ve bir anda aklına gelir. “Lanet olsun..”, diye geçirir içinden..

“Merisoul..!”

 

 

 

 


Hikayenin devamı için bakınız,
“Hiçbiri..”

 

A Bard’s Tale IV, “Güzel ve Çirkin”

 

Timeline: Grup, yirmi günlük bir yolculuktan sonra Serenity Home’a gelmiştir. Kasabanın büyüklüğü ve kalabalık oluşu, Inshala’da istemsiz bir panik oluşturmuş ve gruptan kendisini ormanda bırakmalarını rica eder. Kimse onu yalnız başına ormanda bırakmak  istemese de kasabaya gidilmesi gerekmektedir. Merisoul da görsel farklılığını bahane ederek arkada, Inshala ile birlikte kalmayı tercih eder. Bu kısa hikaye Inshala’nın, Gnine’a  verdiği bir sözü tutmak amacıyla ormanda beklerken yaptığı sekiz saatlik ritüel bir “çağırma” büyüsü ve sonrasını anlatmaktadır.

 

 

Inshala ‘la Fey’ Frostmane

 

Devamlı kullandığı saç topuzları sayesinde kendisini bir half-elf gibi gösteren Inshala ‘la Fey’ Frostmane, bu kimliğini o kadar uzun bir süredir kullanmaktadır ki, çoğu zaman kendisini bir half-elf sanmaktadır.

Gerçek kimliğinin bir lanet olduğunu o kadar derin bir inançla inanmaktadır, kendisinden nefret edip tiksinecek kadar yoğundur bu inancı. Bu inancı fevkalade güçlüdür, dolayısıyla kötü olduğuna inandığı her şeye karşı da benzer bir kin ve tiksintiyle bakar.

Doğduğunda ne olduğunu anlamayıp korkan köylülerce öldürülmek istenince, annesi onunla kaçtığı ormanda yakalanmış ve öldürülmüştür. Onu da öldürmek istemişler ancak buna cesaret edemeyip, ‘nasıl olsa ormandaki vahşi hayvanlar onu parçalar’ umuduyla onu olduğu yerde bırakmışlardı.

İki gün sonra bebeğin aç, susuz ve korku dolu çığlıklarını yakınlardan geçen yaşlı bir druid duyar ve gelir. Gördüğü manzara onu fena halde etkiler; öldürülmüş bir kadın ve yanında kanı üstünde kurumuş bir bebek.

Yaşlı druid, annesi olduğunu tahmin ettiği kadını gömer ve bebeği yanına alır ve ona bakar, onu kollar, onu eğitir ve büyütür.

Yaşlı adam, Serenity Home’un hemen üstündeki muazzam ormanların kuzey batısında, bir orman elf köyüne yakın, mazbut bir hayat gütmektedir. Yaşlıdır ve kendi başına yaşar. Nadiren bilgeliğinden ya da merheminden faydalanmak için gelenler dışında ziyaretçisi pek azdır. Bunun sonucunda da Inshala adını verdiği bebek, büyür ve ormanda koşup oynar ama başka insan ya da elf ile birebir neredeyse hiç karşılaşmaz.

Yaşlı adam onunda kendisi gibi tek başına yaşamasını istemediği için, onu elf köyüne götürüp onlarla yaşamasını ister ama küçük kız ‘efendim beni istemiyor artık’ şokuna girer ve günlerce ağlar. Yaşlı druid dayanamaz ve kendisiyle kalmasına izin verir.

Yaşlı adamın, bu küçük kıza gösterdiği bütün şefkat, anlayış ve sabra rağmen, kızın kendisine olan nefret ve tiksintisini bir türlü değiştiremez.

 

 

Efendisi kızı kendisi gibi bir druid olarak yetiştir ve şaşırarak kızın şekil değiştirebilme üzerinde olağanüstü bir yeteneği olduğunu anlar. Kız daha on bir yaşındayken, adamcağız yemek masasının altına saklanmış yüz altmış kiloluk bir kaplan bulunca ciddi bir şok geçirir.

Inshala çok küçük yaştan itibaren bu şefkat dolu bilge adama derin bir bağlılığı vardır. Bu bağlılığı o kadar derindir ki, yaşlı druid’in ölümü onun dengesini tamamen yitirmesine sebep olur ve önüne çıkan herkesi efendisinin ölümünden mesul tutar ve saldırır. Grupla karşılaştığında onlara da aynı tepkiyi gösterir ve onları da öldürmek için elinden geleni ardına koymaz. Grubun kayıp vermeden kurtulmasını sadece Lady Moira’nın kutsal bir ışıkla kimliğini açık bir şekilde ortaya koymuş olmasıdır.

Genelde gözü dönmüş bir şekilde kavgaya girsede, başa çıkamayacağı durumlarla karşılaştığında, dönüştüğü kedi gibi sinsi ve kurnazca plan yapar ve pusuya yatar. Efendisinden öğrendiği büyüleri sonuna kadar ve beklenmedik kombinasyonlarla değerlendirir.

Efendisinin ölümünden sonra genç kızın dünyada kimsesi yoktur artık ve mevcut travmalarına kalıcı bir tanesi daha eklenmiştir. Inshala, vahşi bir kedi gibidir ve kimseye güvenmez, herkesten ve birçok şeyden korkan, ürkek bir ruhtur. Yaşına göre fiziki olgunluğu onu yirmilerinde göstersede, gerçekte on altı yaşındadır. Bilmediği, anlamadığı şeyleri uzaktan veya çalıların arkasında gizlenerek seyretmeyi tercih eder.

 

 

 

 


Hikayenin devamı için bakınız,
A Bard’s Tale IV, “Güzel ve Çirkin”

 

Elveda, Şimdilik

 

Timeline: Serenity Home’a ulaşmaları sonrasında, Lady Moira’yı bekleyen bir mektup, kendisinin gruba veda edip evine dönmesini gerektirecektir.


Bu hikaye “Ritüel” ile yaklaşık aynı anda gerçekleşir.

 

Lady Moria Alisia Jean Hooman,
Sevgili Jean, umuyorum ki bu mektup sizi sağlığınızda bulur.
Size üzülerek bildirmeliyim ki babanız Lord Paladin Delia Karakash Hooman, bundan üç gün önce rapor edilen bazı garip ork baskınlarını araştırmak için gittiği köyden dönerken pusuya düşürülmüş ve beraberindeki sekiz şövalye ile birlikte öldürülmüştür. Ne yazık ki öldürülen şövalyeler arasında çocukluk arkadaşınız Sir Torgahan Daolu’nun da bulunduğunu esefle belirtmem gerekiyor.
Saldırganların şerefsizliği ve kahpeliği, babanızın ve sadık şövalyelerinin gösterdiği cesaret ve kahramanlığa gölge düşüremedi. Onları bulduğumuzda, hepsini sırt sırta ve onurlarıyla çarpışarak hayatlarını vermiş olduklarını kendi gözlerimle gördüm.
Oldukları korkak köpekler gibi kuyruklarını kıstırıp kaçan hainlerin ardından gönderdiğimiz izciler ve şövalyeler, onları yakalamış ve işledikleri cinayetleri onlara hayatlarıyla ödetmişlerdir.  Ne var ki babanız öldürüldükten sonra aldıkları kişisel eşyaları, aile armalı kalkanı ve kutsal kılıcı bulunamamıştır.
Tekrar ne kadar üzgün olduğumu belirtiyor ve seni ivedilikle evine geri çağırıyoruz. Annenizin sizin desteğinize, rahmetli babanızın da üstlenmeniz gereken sorumluluklarınıza ihtiyacı olacak.
Durkahan Kalesi ve şehrinde herkes babanızı çok severdi. Kaybı bütün şehri yasa boğdu. On dört gün herkes karalara büründü. Babanızın kahramanlıkları ve iyilikleri, krallığı Karkass illetinden kurtarmasıyla sınırlı değildi. Babanız sizi özellikle çok severdi. Hayattayken olduğu gibi, ölürken de sizin adınızı sevgiyle andı. Ölümü hepimiz için büyük bir kayıp oldu.
Sevgi ve saygılarımla,
Amcanız, Paladin Tarakadahan Karkashi Hooman
7/9/7608 B.Y.S.

✱ ✱ ✱

 

 

Çok üzgünüm Leydim..”

Moira, donuk ve ifadesiz bir şekilde elindeki ince, yumuşak ilk hamur mektup kağıdına bakmaktadır.

Lorna Feymist sessiz adımlarla Moira’ya yaklaşır ve ona sarılır. Moira uzun bir süre kıpırdamadan öylece durur, sonra bütün vücudu titremeye başlar ve sessizce ağlar.

 

 

Moira babasını çok severdi. Bir paladin olmak babasının ona telkin ettiği birşey değil, onda gördüğü onur, dürüstlük ve adalet anlayışından kaynaklanmıştı. En önemlisi ise, ondan gördüğü ve ona karşı duyduğu engin sevgisiydi Moira’nın, babasının adımlarından gitmeye ikna eden. Ve artık onun varlığından da, sevgisinden de bir anda ve sonsuza dek mahrum bırakılmıştı — hemde veda bile edemeden.

Hıçkırıkların arasından, “Benim gitmem lazım.”, der ve toparlanmak için ayağa kalkar ama Lorna onun önünde durarak gitmesine engel olur.

 

 

“Hayır Leydim”, der Lorna. “Önce senin ellerini ve yüzünü bir yıkayalım ve sana çeki düzen verelim. Sonra da davet edildiğimiz şölene kadar odamıza çekilelim.”

Moira ona öylece baka kalır. “Bu halde şölene katılamam. Babamın ölümü—”

“—seni sorumluluklarından azletmez.”, diye tamamlar Lorna. “Sevgili Moira. Biz asillerin başkalarından daha farklı sorumlulukları var. Bunu sen de biliyorsun. Kimse rahmetli Lord Paladin Delia Karakash’ın kızını gözü yaşlı, burnu kızarmış, perişan bir halde ve duygularına kapıldığında sözünde duramayan biri olarak görmeyek. Hiç kimse..!”

Lorna’nın sesi her zamanki gibi yumuşak ve sakindir ama buna rağmen kati bir güç yaymaktadır.

“Şimdi odamıza çekilip bir güzel temizleneceğiz. Saçlarımızı yıkayıp hanımefendilere yakışır şekilde öreceğiz. Bu kirli şeylerden de çıkıp en güzel elbiselerimizi giyeceğiz ve akşamki şölen için hazır olacağız.

Hiçkimse Lady Moira Alisia Jean Hooman’ı bozguna uğramış görmeyecek.”

Bulundukları binanın kapısını işaret ederek, “O kapıdan çıktığımızda herkes bizi güler yüzümüz ve davranışlarımızın zenginliği ile görecek. Başkalarına baktıklarında sadece bir kişi görürken sana baktıklarında iki kişi görecekler; güçlü, onurlu, cesur ve sorumluluklarından asla kaçınmayan asil bir şövalye ve zarif, cömert ve güzel bir hanımefendi..

..çünkü artık sen Delia Karakash’sın.”, der ve içi parçalanan Moira’yı nazikçe elinden tutarak kendilerine tahsis edilmiş odasına kadar eşlik eder.

 

 

 

 


Hikayenin devamı için bakınız,
Elveda, Şimdilik

 

A Bard’s Tale III, “Hooman Olmak..”

 

 

 

Lady Moira Alisia Jean Hooman

 

Moira Alisia Jean, meşhur Lord Paladin Delia Karakash Hooman‘ın kızıdır.

Delia Karakash adaleti, cömertliği, yardımseverliği ve cesaretiyle tanınmış biridir ve yaşadığı krallığı Ancient Dragon Karkass illetinden kurtaran da yine Delia’nın kendisidir..

Moira askeri taktik, görgü kuralları, din, tarih, sanat ve müzik alanlarında iyi bir eğitim almış, olgun ve genelde sakin bir kişiliğe sahiptir. Muhatapları ile sert konuşmaz, onları azarlamaz ya da hakaret etmez. Ne var ki kendisine, ailesine veya onuruna yapılan bilinçli bir hakaret karşısında da sessiz kalmaz ve eldiven atma eğilimlidir.

Babasının haklı şöhreti dolayısıyla üzerinde yoğun beklentilerin olduğunun farkındadır ve çok çalışması gerektiğini bilir, ancak düşüncesizce şöhret peşinde koşmaz. Şöhretin cinnete, servetin de körlüğe götürebileceğine inanır.

Moira sırası dışında konuşmaz ve kendisine verilen emirleri takip eden biridir. Bu, kendi düşüncelerinin önemsiz olduğunu düşündüğünden dolayı değil, sadece gereksiz yere kendisini ispatlama ihtiyacı duymadığındandır.

Moira, eline geçen her fırsatta zırhından kurtulup pek sevdiği saten ve ipek elbiselerini giyer. Bu, zırhı ağır veya rahatsız edici bulduğundan değil, sadece arada bir genç ve güzel bir hanımefendi olmaktan hoşlandığı içindir.

Ait olduğu tarikatın kesin kurallarını itina ile takip eder ama kendisinin bir rahibe olduğunu düşünmediği gibi öyle de davranmaz.

 

Paladin Delia Karash Hooman, Ancient Dragon Karkass ile dövüşürken.

 

✱ ✱ ✱

 

Moira, 12 yaşında yaptığı ‘hitabet sanatı’ yarışması, 14 yaşında kazandığı güreş turnuvası, 16 ve 17 yaşlarında onuru için yaptığı iki ayrı düello ve 18 yaşında, Serenity Home’a gitmeden önce gerçekleştirilen atlı mızrak dövüşü (jousting) turnuvasında gösterdiği üstün başarısı ile isim yapmayı başarmıştır.

 

 

 

 

 


Hikayenin devamı için bakınız,
A Bard’s Tale III, “Hooman Olmak..”

 

Ritüel

 

Timeline: Grup, yirmi günlük bir yolculuktan sonra Serenity Home’a gelmiştir. Kasabanın büyüklüğü ve kalabalık oluşu, Inshala’da istemsiz bir panik oluşturmuş ve gruptan kendisini ormanda bırakmalarını rica eder. Kimse onu yalnız başına ormanda bırakmak  istemese de kasabaya gidilmesi gerekmektedir. Merisoul da görsel farklılığını bahane ederek arkada, Inshala ile birlikte kalmayı tercih eder. Bu kısa hikaye Inshala’nın, Gnine’a  verdiği bir sözü tutmak amacıyla ormanda beklerken yaptığı sekiz saatlik ritüel bir “çağırma” büyüsü ve sonrasını anlatmaktadır.

 

 

Grup isteksizce dağılır ve uzaklaşır. Grubun içerisinden bir çift kısık ve acımasız göz ona son bir defa daha bakar, sonra diğerleriyle beraber o da gözden kaybolur.

Inshala ‘la Fey’ Frostmane derin bir nefes alır.

Son bir kaç ay ona pek de nazik davranmamıştır. Geri dönüp baktığında, geceleri ormanda kedi gibi.. durur ve kendi kendisini düzeltir; ‘kedi olarak’ oynamayı o kadar sevmemiş olsa, muhtemelen o haşhaşiler geldiğinde onları duyar, bir şekilde onlara engel olabilir ve yaşlı efendisi de şimdi hayatta olurdu.

İçindeki ses ise ısrarla ona kendisiyle dürüst olmasını, o gece efendisiyle olmuş olsaydı şu anda da efendisiyle olacağını söylemektedir; “Ölü olarak”.

Inshala’nın içindeki ses, Inshala’ya mütemadiyen kıt biriyle konuşuyormuş muamelesi yapan, acımasız ve ona karşı hicvetmeyi seven bir sestir!

Inshala gökyüzüne bakar ve bir süre onun masmavi güzelliğinde kaybeder kendisini.

Themalsar Tapınağı’nın beş yüz yıl birikmiş cinayetleri ve umarsız katliamları sonucu önce kokuşmuş, sonra çürümüş ve en nihayetinde de ölmüş topraklarına tertemiz, yeni bir hayat getirmek için yaptığı büyü kendisinden büyük bir bedel tahsil etmişti. Nelerinden fedakarlık etmesi gerektiğini biliyor olmuş olsa da bunun sonuçları beklentilerinden çok daha fazla, çok daha ağır olmuştu. Kendisini bildi bileli beraber olduğu ve delicesine sevdiği kedisini bir daha göremeyecek, onunla asla bir daha beraber olamayacak olması gözlerinin dolmasına sebep olur.

Bedeni de en az kendisini hissettiği kadar yorgun, bitmiş ve eriyip gitmiş gibidir. Onu her zaman olduğundan çok daha yetişkin gösteren dolgun feyzası kurumuş, gerisinde gözleri ve yanakları çökmüş, küçük sıska bir kız bırakmıştır.

Artık her şey kendisine olduğundan daha büyük, daha gürültülü ve anlaşılmaz, dolayısıyla da çok daha ürkütücü gelmektedir..

Inshala, bir şeyi bilmek, onu tecrübe etmek ve sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalmanın üç, birbiriyle hiç alakası olmayan, apayrı şeyler olduğunu en acı ve yaralayıcı bir şekilde öğrenmiştir.

Inshala, iri  göz yaşlarını siler ve tekrar derin bir nefes alır ve aldığı nefesin bedelini, göğsüne saplanan bir sancıyla öder. Yüzü buruşmuş, titreyen elleriyle olduğu yerde bir süre öylece durur.

Arkasından hafif bir kanat sesi duyulur.

Merisoul Xrotwu, Inshala’ya yaklaşır, düşerse onu tutacakmış gibi ona doğru tetikte bekler ama iyi olup olmadığını sormaz. Bu soru ikisine de can sıkacak kadar sıklıkla sorulmuştur zaten. ‘Kız kardeşim Inshala iyi değilse bunu bana mutlaka söyler zaten!’, diye geçirir içinden.

Inshala, Merisoul’un varlığını fark eder ancak onunla ne yapması gerektiğini bilemez. Aylar önce grubun diğer üyeleri ile ilk karşılaşmasını hatırlar. İçi kin ve nefret dolu, hareket eden her şeyi efendisinin ölümünden sorumlu tutup vahşice saldırmasını ve neredeyse onları da çağırdığı yıldırımlarla yakıp kül edecekken Lady Moira’nın olduğu yerde durup, kutsal bir ışık halesi içerisinde duruşunu hatırlar. O sahne asla hafızasından çıkmamıştır. Hayatında hep onun gibi güçlü, azimli, inançlı ve muhteşem olmak istemiştir ama bu sıfatların hiçbiri kendisi gibi bir ucubeye bahşedilmemiştir. Niye edilsin ki? Daha bir bebekken etrafındaki herkesi varlığı ile korkutmuş ve ormana, vahşi hayvanlara yem edilmek üzere bırakılmamış mıydı?

Ama onlarla tanışıp, beraber beklenmedik bir maceraya atıldığında aslında kendisiyle de yeniden tanışma fırsatı elde etmişti. ‘Belki de efendimi daha iyi dinlemiş olmalıydım..’, diye geçirir içinden, zira onun elinde büyüdüğü on altı yıl boyunca yaşlı efendisi kendisine asla bir ucube muamelesi yapmamıştı. Belli ki bir ucube olmadığını anlaması yıllar sürecekti. Ama anlasa da muhtemelen buna asla gerçekten inanmayacaktı.

İşin can alıcı yanı ise, bu gerçeği onun anlamasını sağlayan kişi de aslında grubu ilk gördüğünde, daha o zaman bile varlığını ilk fark ettiği, ortalıkta bir hayalet gibi sessiz, bir kedi gibi sinsi ve bir tilki kadar kurnaz olan o karalar içinde dolaşan kişinin ta kendisi olacaktı.

Inshala hayatında hiç bu kadar kötü bir şekilde tökezlediğini hatırlamıyordu..

 

 

 

 


Hikayenin devamı için bakınız,
Ritüel

 

Day One

 

Timeline: Themalsar, şer tapınağı ile beraber yok olmuştur. Tapınağın ve ardında kalan harabelerin silinmesi ve ortaya çıkan yeni, hayat dolu küçük ormanın bedeli bazıları için tahmin edilemez derecede yüksek olmuştur.

Bu hikaye “Yapmam gereken bir şey var..” dan hemen sonra ve onu takip eden günleri anlatmaktadır.

 

Day One

Aager hayatında ilk defa nöbette uyuya kalmıştır. İrkilerek uyandığında, nerede olduğunu bile hatırlayamayışı, çok yakın bir zamanda başından ciddi bir şeylerin geçmiş olduğunu, zihninin en derinliklerindeki bir ses ona iğneli bir şekilde hatırlatır.

Aynı ses ona, en baştan mantıklı davranmış olsa, bu durumda hiç olmayacağını söylemektedir ama nedense o ses, ağzına paçavra tıkılmış biri gibi, boğuk  ve anlaşılmaz mırıltılar olarak gelmektedir.

Aager karanlıkta bir çadırın içinde olduğunu hatırlar.

Hemen yanından gelen bir hışırtı, olduğu yerden elinde bir bıçakla kedi gibi sıçrayıp öldürmeye hazır bir şekilde durmayışının yorgunluktan değil, kendi kendisi üzerindeki hakimiyeti ve gerçekte kendisinin bilinçli olarak yaptığı bir tercih olduğu sadece onu çok yakından tanıyanların bileceği bir şeydir.. ki bu da temelde hiç kimsedir.

Aager derin bir nefes alır ve yavaşça başını hışırtının kaynağına çevirir.

Hışırtının kaynağı, bitkin, ağır göz kapakları altından ona bakmaktadır.

Inshala ‘la Fey’ Frostmane, battaniyesini burnunun ucuna kadar çekmiş ve onu, fırtına grisi gözlerinin derinliklerinde gizlenen, bir ayağını demir kapana kıstırmış yabani, yırtıcı bir hayvanın kuşku dolu bakışlarıyla süzmektedir.

Aager’in yüz ifadesi istemsizce biraz da olsa yumuşar. Uyuya kaldığı oturma pozisyonundan kendisini çözmesi istediğinden daha uzun sürer.

..başı döner ve tökezler.

Aager burnundan solur ve oluşan baş dönmesinin durmasını bekler. Kendisini kızın karşısında zayıf ya da beceriksiz göstermek istemeyişi ile baş dönmesi sonucunda kızın üstüne düşüp canını yakması arasında tercih yapmaz.

Aager, saçma sapan davranışları, saçma sapan kişilere bırakmayı tercih eden biridir, o kadar.

Sargılı bir eliyle kendi dengesini korurken, diğeri ile yanında duran matarayı alır, ağır, biraz da abartılı hareketlerle kızın yanına gelir. Önce onun battaniyeler altında saklanan yüzüne bakar sonra yavaşça uzanır, sessizce “Başını kaldıracağım”, der, kızın başını doğrultur ve matarayı onun, battaniyenin altında sakladığı dudaklarının olduğu noktaya götürür ve bekler.

Inshala, kuşku dolu bakışlarla onu süzmeye devam eder. Battaniyenin altından kısık, kurumuş bir sesin, “Neden?..”, dediği duyulur.

 

 

Aager hiç sektirmeden “Lady’nin emri.”, der ve matarayı olduğu yerde tutmaya devam eder.

Inshala, istediği cevabı alamamış biri gibi gözlerini kısar ama Aager’in sessiz ısrarına karşı daha fazla dayanamaz ve battaniyesini alt dudağına kadar indirir ve acı şuruptan içer.. ve birkaç yudum sonra kendinden geçer..

 

Day Two

Gece geç saatlerdir.

Aager, sessiz olmak için çok ciddi çaba sarf eden ayak seslerine uyanır. Kıpırdaman, oturduğu yerde bekler. ‘Udoorin’, diye geçirir içinden. ‘Bu saatte burada ne işin var senin olm’, diye söylenir

içinden.

 

Biraz sonra, Udoorin’in aksine, ancak bir fısıltı kadar sessiz yaklaşan bir başkasının daha geldiğini duyar. Yeni gelen kişiyi, çimenlerin üzerinde sürünen uzun, kadife etekleri ele verir.

‘Tabii yaa..’, diye düşünür Aager, ‘İki avanak,  gecenin bir saatinde konuşmak için gizlice buluşur ve bunu da hırsızın dibinde yapar!’

Udoorin: “Umm.. merhaba.. Lorna..”, diye apışır.

Aager yüzünü sargılı elleriyle kapatır.

Lorna’nın “Umm.. merhaba.. Dorin..”, diyen yumuşak, çekingen sesi duyulur.

 

 

Karanlıkta Aager’in bir kaşı kalkar. ‘Dorin?!’

Udoorin’in sesi biraz rahatlamış ve biraz da mutlu bir şekilde gelir “Hatırladın!”

Lorna: “Bunu tercih edeceğini düşündüm.”, der tedirgin bir sesle.

Udoorm: “Senden, evet.”, der.

Lorna: “Umm.. bu gizlilik neden?”, diye aynı tedirgin sesle sorar.

‘Evet, bu gizlilik neden, DORIN?’, diye mırıldanır Aager.

Udoorin: “Bir süre buradayız sanırım.. ve.. umm.. konuşmak istedim ve.. seni yine utandırmak istemedim.”, diye kasılmış bir ses tonuyla cevap verir.

Lorna: “Utandırmak?”

Udoorin: “En son dememem muhteşem bir felaketle sonuçlanmıştı ve.. umm.. sanırım seni biraz utandırmıştım.”

Biraz sessizlik olur sonra karanlığın içinden hafif bir gülme sesi duyulur.

“Sevgili Dorin, o senin suçun değildi. Tamamen benim yanlış anlamamdan kaynaklanmıştı.”, diye Lorna’nın gülümseyen sesi duyulur.

Udoorin, “Olsun.”, diye inad eder.

“Olsun.”, diye kabul eder Lorna.

“Benimle.. yani bizimle.. bizim kasabaya gelir.. gelecek misin? Yani gelmek ister misin?”, diye afallayarak sorar Udoorin.

“Gelmemi ister misin?”, diye Lorna da Udoorin’e sorar.

Aager, kızın sorusundaki samimi merakı ve sanki bu davetin kendisine yapılmış olmasından kaynaklanan belli belirsiz rahatlamayı sezer. ‘İlginç..’, diye geçirir içinden.

“Ben mi? Ben çok isterim. Kişisel olarak.. Şahsım adına. ..”, diye daha da afallar Udoorin.

‘Batırdın!’, diye mırıldanır Aager sessizce.

“Kişisel olarak ise, gelmeyi çok isterim.”

“Gerçekten mi?

“Gerçekten.”

… ayak sesleri uzaklaşır.

Aager, gittiklerinden emin oluncaya kadar sessizliğini bozmaz, sonra “İki avanak!”, diye söylenir.

Karanlığın içinden kısık, zorlukla seçilebilen bir ses, “Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?”, diye sorar ona.

Aager bir an dona kalır ve kendi kendisine lanet eder ama yine de istifini bozmaz ve “Evet.”, der, durur, sonra da sessizce ve daha dürüstçe “Hayır.. Belki.. Sanırım..!”, diye ekler.

 

 

 

 


Hikayenin devamı için bakınız,
Day One

 

“Yapmam gereken bir şey var..”

 

Timeline: Bu olay, “EXIT” den hemen sonra yer alır.

 

Grup, Inshala’nın neredeyse beş yüz elli kiloluk, hançer dişli kocaman bir kaplan formunda neşeli bir şekilde hoplayıp zıplayıp havaya pati atmasını hem eğlenceli, hem de umut verici bulur..

 

 

Inshala doğası gereği hoplayıp zıplamak bir yana, gülen ya da gülümseyen biri bile değildir. Olağan hali ciddi, sinirli, mesafeli, saplantılı, çoğunlukla da soğuk denebilecek kadar içine kapanık, kötürüm, gözü döndüğünde ise – eh.. gözü dönen bir kızdır.

Koca kaplan, bir süre daha sağa sola koşturur sonra grubun tam önünde aniden durur. Bir an saldıracakmış gibi iki güçlü arka bacaklarının üstünde şaha kalkar, ama yere geri indiğinde kaplan yerine, soluk yüzü ve başını iki yandan saran saçları, çatık kaşları, büzülmüş ağızı ve uzun etekli kıyafetiyle Inshala durmaktadır. Kaplan ile kız arasındaki geçişte hiçbir özel efekt, parlayan ışıklar, değişen vücut hatları, eğilip bükülen kemik görüntüleri eşliğinde beklenen çığlıklar duyulmaz.

Bir an kaplan, hafif bir sis, sonra kız.

 

 

Lady Magella: “Bu melanet yerden çıktığımıza göre, kasabaya dönebiliriz. Dönüşümüz en az..?”, der ve izci kuzenlere bakar.

Daha önde duran Bremorel’den herhangi bir ses çıkmayınca, arkadan Laila’nın sesi duyulur, “On altı gün. En az. Olabildiğince hızlı bir trek ile gidersek, belki on bir ya da on iki güne indirebiliriz. Atlarımız olsaydı, o zaman ormanın içinden değil, kıyısından giderdik. Orman bitince de yarım gün güneye, sonra da güney batı istikametine döner ve Serenity Irmağına yetişmiş olurduk. Irmağı takip ettiğimizde de, Serenity Home’a doğudan varmış olurduk. Bu şekilde belki üç ya da üç buçuk gün daha kazanırdık. Sadece ben, Bree ve belki Inshala gidersek, sadece bir hafta ya da dokuz günde varabiliriz..”, der.

 

 

Lady, düşünceli bir şekilde, “Ancak atlarımız yok ama yaralılarımız var.”, der ve gruptaki birkaç kişiye manalı bir şekilde bakar. “Ve ‘sen, Bree ve belki Inshala’ da yalnız başınıza gitmiyorsunuz! Şu anda herhangi bir acelemiz yok.”

“Darly kaçtı nasıl olsa. Kaçmadan önce bize verdiği bilgiler dışında da elimizde, şerrinden arındırılmış bir tapınak dışında bir şey yok.”

Bremorel acı bir sesle, “Darly’nin peşinden gitmeliyiz. Laila ile birlikte izini bulabileceğim den eminim.”

Laila mutsuz bir ifadeyle kuzenine bakar.

“Darly’yi yakalamamızın bize pek bir fayda getireceğinden kuşkuluyum.”, diye Moira araya girer ve Bremorel itiraz edemeden, “Evet, bende onun yakalanıp suçlarının cezasını çekmesini isterdim. Ne var ki, Darly’nin de bir başkasının oyununa getirildiği açık. Dahası, gerçek suçlular ve amaçları hakkında hala hiçbir bilgiye sahip değiliz.”

Udoorin’in derin sesi gürler, “Babam bundan hoşlanmayacak.”

Moira, “Babana saygım sonsuz, Udoorin, ancak babanın burda bir hükmü yok.”, der. Sesinde bir aşağılama veya küçük görme niyeti duyulmamaktadır. Moira sadece hukuki bir gerçeği dile getirmektedir ama Udoorin’in yüzü kararır.

 

 

Lady araya girer, “Udoorin. Lütfen. Sen de pekala biliyorsun ki Lady Moira’nın söyledikleri doğru. Eminim niyeti seni ya da babanı küçük düşürmek değildi”.

Moira bir an yaptığı hatayı anlar. Udoorin’e döner, kılıcını yavaşça kınından sıyırır ve onu yere saplar. Kırık kolunu, sargılarından kurtarır ve canı fena halde yanıyor olmasına rağmen, zorlayarak çelik kaplamalı eldivenlerini çıkartır ve onları, Udoorin’e doğru değil de, yavaşça kendi yanına bırakır. İki elini de bel hizasında, aşağı doğru, boş avuçları dışa bakacak şekilde açar ve Udoorin’e, ‘silahsızım ve barış içinde geliyorum’ mesajını açık bir şekilde göstererek yaklaşır ve son derece resmi bir üslup ile; “Samdorin ve Daniella oğlu Barbadorin ve Katishka oğlu Standorin ve Limnia oğlu Udoorin. Hiç düşünmeden konuştum ve bu düşüncesizliğim ile hem senin ve hem de babanın onurunu sorgulamış oldum. Lütfen içten özürlerimi kabul et. Kusurumun kefareti olarak, ödeyebileceğim bir fidye vermeye gönüllüyüm!”, der.

Ortam bir anda sessizleşir.

Arkadan sadece Lorna’nın sessiz bir “Wow..”, sesi duyulur.

Lady Magella, bir eliyle yüzünü kapatmış, sanki dua ediyormuş gibi başını bir sağa, bir sola sallayarak öylece durur.

 

 

Udoorin’in morarmış yüzünde ise, ‘Nooldu şimdi yaa?!’, der gibi bir ifade belirmiştir. Utanarak önce boğazını temizler, sonra elindeki baltasını yere atar. Diğer baltasını da çıkartır, onu da yere atar. Ve ardından üçüncü bir baltayı daha çıkarıp kenara atar. Durur ve belinden babasının yadigar kılıcınıda parıldayan alevler içerisinde kınından çeker ama onu yere atmaz. Kılıcı yavaşça yere batırır. Tıpkı Moira’nın yaptığı gibi ellerini bel hizasında ona doğru açar ve, “Umm.. Lord Paladin Delia Karakash Hooman oğ- umm.. kızı Lady Moira Alisia Jean Hooman. Gerçekte benim sizden özür dilemem gerekiyor. Son günlerin yorgunluğu hepimizi biraz etkilemiş durumda sanırım. Sizin asla, ne benim, ne de babamın onurunu sorguladığınızı düşünmedim çünkü bunu bir ihtimal olarak göremiyorum.”, der ve Moira’nın, sargılarından çıkarılmış, kırık olduğu açıkça görülen koluna bakarak, “Ve size çektirdiğim acının kefareti olarak, ödeyebileceğim bir fidye vermeye gönüllüyüm.”, diye ekler.

Arkadan aynı ses “Wow..”, diye tekrarlar.

Aager, “Olm sen tam bir avanaksın ama bugüne kadar yaptıkların bir yana, sırf bu konuşmadan dolayı baban seninle gurur duyardı.”, diye geçirir içinden.

Ortam sessizliğini korumaya devam eder.

Udoorin, Moira’ya bakarak, “Umm.. ben bu kadarını biliyorum. Bütün tuşlara bastım. Gerisinde nooluyor, hiçbir fikrim yok!”, yüzü biraz kızarmış bir şekilde Moira’ya fısıldar.

Moira’da Udoorin’e benzer bir ifadeyle ona bakmaktadır, “Benim de hiçbir fikrim yok. Böyle bir durumda daha önce sadece iki defa kaldım ve ikisinde de özrüm kabul edilmedi ve iş düello da sonuçlandı.”, diye o da geri fısıldar.

Udoorin merakla, “Eee.. nooldu sonunda?”, diye sorar.

Moira çarpık bir gülümsemeyle, “Ben hala buradayım.”, der.

Udoorin kısa bir kahkaha atar ama sonra yine ciddi bir sesle, “Gerçekten özür dilerim. Ama sargılarını açmamalıydın.”, der ve sesini daha da kısarak, “Lady seni çiğ çiğ yiyecek.”, diye ekler.

Moira’nın yüzünde ürkmüş bir ifade belirir, “Hay aksi. Bunu hiç düşünmemiştim.”, der.

Merisoul, “Bence iki kefaret birbirini götürür!”, diye mırıldanır.

 

 

Grup bir anda rahatlar. Lady Magella söylene-azarlaya Moira’nın kırık kolunu tekrar çubuklarla yerine yerleştirir ve acıdan dolayı gözlerinden yaşlar inen kızı umursamıyormuş gibi yaparak kolunu sımsıkı sarmaya başlar. “Belki de yine açamayasın diye ellerine bebe eldiveni geçirmeliyiz”, diye söylenir durur.

Bu esnada Udoorin ise onun yanından hiç ayrılmaz ve Moira’nın gözü dolu halini kimse görmesin diye iri cüssesiyle ona kalkan olur.

“Büyük büyük annemin adını ben bile bilmiyordum, sen nerden öğrendin?”, diye merak eder.

“Lady Daniella bazı çevrelerde çok tanınmış bir hanımefendiydi. Bir çok kendini beğenmiş aristokratın havasını söndürmek gibi tekil bir beceriye sahipti..”, der ve bir an gözlerini acıdan dolayı kapatır.

“Git burdan Udoorin, konuşturma şu kızı!”, diye Lady, Udoorin’i de azarlar.

“Sorun değil Lady. Size de zahmet çıkardığım için özür dilerim.” der Moira. Sonra Udoorin’e “Sırf onu susturmak için aristokrasiye katmak ve sonra da ona birtakım yapmacık şeyler isnat ederek onu bitirmek istediler ama o büyük büyük deden ile evlenerek Serenity Home’a yerleştiler. Bunu yaparak hem o şımarık züppelerin planını bozmuş oldu, hem de onların aristokrasiden anladıkları şey hakkında tam olarak ne düşündüğünü yüzlerine vurmuş oldu. Bizim oralarda hala genç kızlar arasında bir efsanedir..”

Udoorin sırıtır.

“Peki sen benim diğer isimlerimi nereden öğrendin? Serenity Home’a geldiğimden beri hiç kullanmadığı mı kesin olarak biliyorum.

“Babam.” der Udoorin, sanki bu herşeyi açıklıyor muş gibi.

Moira ona soran bakışlar atınca, “Meşhur Lord Paladin Delia Karakash Hooman’ın kızı gelecek ve babam onun Lady Moira Alisia Jean Hooman olduğunu bir şekilde öğrenmeyecek!”.

Bu sefer Moira biraz sırıtır.

Yerde yığılı duran kılıç ve baltalara işaret ederek “Biri gelip ayağını kesmeden, kaldırın şunları yerden”, diye Lady, bir de toplu azar çeker ikisine.

 

Kısa bir münakaşadan sonra, grup bu lanetli harabelerden olabildiğince uzaklaşıp ormanda kamp kurmaya karar verir. Herkes eşyasını, teçhizatlarını ve silahlarını kontrol eder ve Themalsar’dan ayrılmak için hazırlanırken, Inshala’nın durgun ama kararlı sesi duyulur;

 

 

“Yapmam gereken bir şey var.”

..ve yavaşça toprağa çömelir ve ona dokunur.

 

 

 

 


Hikayenin devamı için bakınız,
“Yapmam gereken bir şey var..”

 

No Favorites Has Been Added!